Korku ve Güven
Geçen haftalarda Felsefe derslerinden birine başlayacaktık. Bir öğrenci hoca içerideyken olmaması gereken bir şeyler yaptı. Otorite varlığını yok saymak, saygısızlık yapmak, görmezden gelmek yahut küçük bir dalgınlık diyebiliriz, kim nasıl adlandırmak isterse. Hoca bu hareketten hoşnut olmamış belki kırılmıştı bile diyebilirim.
-Öğrenci korkmayınca böyle olaylar da yaşanabiliyor işte, dedi.
-Sizden korkulmasını ister miydiniz hocam, diye sordum.
Elindeki kalemden gözünü çekip, başını kaldırdı. Sesin geldiği taraf bakınca benimle karşılaştı. Etrafımdaki öğrencilere bakmamıştı çünkü üç yıldan beri adımı henüz öğrenmemiş olsa da bu soruyu elbette benim soracağımı biliyordu. Soru sorulmasını seviyordu hoca, felsefeci sonuçta.
-Benden korkuyor musun kızım, diye sordu.
-Bazı hocalara nazaran çok korkmuyorum. Elbette bazı çizgileriniz var ancak bunları zamanla öğrendiğim için ona göre adım atıyorum. Böylelikle korkmama gerek kalmıyor, dedim.
Bazen bilgece bir gülümsemesi oluyor hocanın. Dürüst olmak gerekirse, okulun ilk yılında acayip rahatsız oluyordum. Gıcık almakta diyebiliriz. Ancak artık hocanın bu gülüşünden sonra hayatta kendince tespit etmiş olduğu bir çıkarımdan bahsedeceğini biliyorum. Öyle de oldu.
-İnsan, emin olmadığı şeyden korkar, dedi. Bir adam olsa yanımızda sağı solu belli etmese, ne yapacağını kestiremesek korkarız ondan. Ancak çok iyi tanıdığımız bildiğimiz biri olsa, bu bir şey yapmış dense bile yok canım der yine güvenir hatta sırtımızı yaslarız. Korku dediğimiz, güvensizlikten doğar. Ben ise insanların bana güvenmesini, emin olmasını isterim. Korkmasını değil, dedi.
Haftalar geçse de üstünden, hocayla içinde bulunduğumuz diyalog zihnimde dönüp dolaşıyor. Çünkü korktuğum pek çok şey var hayatta. Kendisinden korktuğum insanlarla dolup taştı ömrüm ve hocanın sözünü göz önüne alınca sahiden o insanlara aslında hiç güvenemediğimi görüyorum. Hep bi tedirginlik, kaygı ve emin olamama durumu hakim. Bir gürültü duyduğum an kulaklarıma ellerimi götürüp, gözlerimi yumuyor olmanın saçma bir hareket olduğunu söylemiştim kendime. Sessizliklerden korkuyor olduğumu fark edene kadar, kendime kızıp duruyordum bunun için. Karanlıktan korkmuyorum mesela. Ama sessizlik.. Sessizliğin, bekleyişin o tekinsiz hissiyatı ürkütüyor beni. Zihnim sessizliklerin ardından gelen felaket hikayeleriyle dolu. Tıpkı hocanın dediği gibi emin olamıyorum sessizlikten. Her an bir yerden korkunç bir ses kulaklarımı dolduracak diye bekliyorum. Bu aptallık, delilik, korkaklık. Biliyorum.
-Öğrenci korkmayınca böyle olaylar da yaşanabiliyor işte, dedi.
-Sizden korkulmasını ister miydiniz hocam, diye sordum.
Elindeki kalemden gözünü çekip, başını kaldırdı. Sesin geldiği taraf bakınca benimle karşılaştı. Etrafımdaki öğrencilere bakmamıştı çünkü üç yıldan beri adımı henüz öğrenmemiş olsa da bu soruyu elbette benim soracağımı biliyordu. Soru sorulmasını seviyordu hoca, felsefeci sonuçta.
-Benden korkuyor musun kızım, diye sordu.
-Bazı hocalara nazaran çok korkmuyorum. Elbette bazı çizgileriniz var ancak bunları zamanla öğrendiğim için ona göre adım atıyorum. Böylelikle korkmama gerek kalmıyor, dedim.
Bazen bilgece bir gülümsemesi oluyor hocanın. Dürüst olmak gerekirse, okulun ilk yılında acayip rahatsız oluyordum. Gıcık almakta diyebiliriz. Ancak artık hocanın bu gülüşünden sonra hayatta kendince tespit etmiş olduğu bir çıkarımdan bahsedeceğini biliyorum. Öyle de oldu.
-İnsan, emin olmadığı şeyden korkar, dedi. Bir adam olsa yanımızda sağı solu belli etmese, ne yapacağını kestiremesek korkarız ondan. Ancak çok iyi tanıdığımız bildiğimiz biri olsa, bu bir şey yapmış dense bile yok canım der yine güvenir hatta sırtımızı yaslarız. Korku dediğimiz, güvensizlikten doğar. Ben ise insanların bana güvenmesini, emin olmasını isterim. Korkmasını değil, dedi.
Haftalar geçse de üstünden, hocayla içinde bulunduğumuz diyalog zihnimde dönüp dolaşıyor. Çünkü korktuğum pek çok şey var hayatta. Kendisinden korktuğum insanlarla dolup taştı ömrüm ve hocanın sözünü göz önüne alınca sahiden o insanlara aslında hiç güvenemediğimi görüyorum. Hep bi tedirginlik, kaygı ve emin olamama durumu hakim. Bir gürültü duyduğum an kulaklarıma ellerimi götürüp, gözlerimi yumuyor olmanın saçma bir hareket olduğunu söylemiştim kendime. Sessizliklerden korkuyor olduğumu fark edene kadar, kendime kızıp duruyordum bunun için. Karanlıktan korkmuyorum mesela. Ama sessizlik.. Sessizliğin, bekleyişin o tekinsiz hissiyatı ürkütüyor beni. Zihnim sessizliklerin ardından gelen felaket hikayeleriyle dolu. Tıpkı hocanın dediği gibi emin olamıyorum sessizlikten. Her an bir yerden korkunç bir ses kulaklarımı dolduracak diye bekliyorum. Bu aptallık, delilik, korkaklık. Biliyorum.