O Aslında Bizdir: Aile İçi Acımasızlığın Anatomisi
Soğuk bir pazar gününü düşünün. Sömestr tatili, herkes evde. Evin en küçüğü, camın buğusuna parmağıyla bir kalp çizip "Kar topu oynayalım mı?" diye tutturuyor. Abla, ders kitabından başını kaldırmadan "Peki, ama ben sadece izlerim" diyor. Beş dakika sonra, karla kaplı bir sokakta o ailenin kahkahaları yankılanıyor. Kartopları, birbirini vurmak için değil, sanki o sıcaklığı çoğaltmak için atılıyor. Eve dönüldüğünde herkesin burnu kızarmış, eldivenler kaloriferin üzerine serilmiş. Anne, mutfakta çaydanlığın altını yakarken "Hasta olacaksınız, sonra ben uğraşacağım" diye söyleniyor ama sesinde gerçek bir kızgınlık yok. Baba, televizyonun karşısına geçmiş, kumandayı istiyor; ama kumanda ortanca kardeşin elinde. Küçük kardeş, hâlâ dışarıdaki kardan adamı anlatıyor. Herkes bir arada. Sıcak bir pazar akşamı… Derken büyük kardeş, küçük olana "Çay tepsisini getir" diyor. Cevap klasik: "Neden ben? Sen getir." Anne, mutfaktan kızgın bir sesle ...
.jpg)



.jpg)