Tohum ve Toprak - Carol Delaney /1
Henüz başlamayan bahar döneminde göreceğimiz antropoloji dersi için okunması gereken birkaç kitaptan bahsetmişti dersimizin hocası. Ben hepsini tatilin son haftasına yığmış olsam da, akıcı bir şekilde okunuyor kitaplar. Carol Delaney’in Tohum ve Toprak isimli antropolojik çalışması en çok dikkatimi çeken kitap oldu. Amerikalı antropolog ve yazar olan Delaney, henüz lise zamanlarda bir hocasına arkeolog olmak istediğinden bahsetmiş. Ancak hocası bu işin kadınlar için uygun olmadığını söylemiş. Yazar ilk defa burada kadın olmanın verdiği dezavantajla karşılaştığını söylüyor. Dramatik bir durum olarak aktarmış olsa da bence şanslı bir kadın. Sonuçta ilk defa lise çağında bu gerçekle yüzleşmiş olunması büyük bir şans değilse ne?
Delaney’in anlatımıyla bu kitap, Türk köy toplumunun örgütlenişini ve değerlerini anlamakta anahtar olan yaratılışa ilişkin kuram ve simgeleri araştırıyor. Yaratılışı tanımlamak için yaşamın nasıl ortaya çıktığı, nelerden oluştuğu, kimin ya da neyin yaşamı ortaya çıkardığı, erkek ve kadının ne olduğu ve kişilerin birbirleriyle ve kendilerinin dışındaki dünyayla ve kainatla nasıl ilişki kurdukları gibi konuları ele alınıyor. 12 Eylül 1980 darbesinden bir kaç gün önce alan araştırmasına başlamış. Bu siyasi olağanüstü durumun araştırmasına yansımadığını ve köylülerin yaşamında değişen bir şey olmadığını söyleyerek henüz eleştirilmeden savunmuş kendisini Delaney. Araştırma Ankara’nın ismini bilmediğimiz bir dağ köyünde gerçekleştirilmiş. Modern toplum yapısından uzak bir yaşayış şekline sahip bir köy bulmakmış Delaney’in amacı ve araştırmayı gerçekleştirdiği köyün buna gayet uygun olduğunu düşünüyor. Araştırma çalışmasının o küçük dağ köyünün çok daha ötesinde olduğundan şöyle bahsediyor; Çalışmamda etnografik odak Türkiye olabilir, ancak sonuçlar doğrudan antropoloji, din ve çağdaş Batı toplumlarındaki cinsiyet, beden ve iktidar tartışmalarıyla bağlantılıdır. Kitap, lslam'ın beş şartına ve Müslüman gününün beşe bölün mesine bir nazire olarak, beş bölüme ayrılıyor. Buradan yola çıkarak tasarladığı kitabın bölümlerini düşünerek işlemiş yazar. En iyisi yine Delaney’in cümleleriyle anlatmak; Gün, eşit bir biçimde bölünmemiştir; kitap da öyle. En uzun aralıklardan biri, şafakla öğlen arasındadır; kitapta da ilk bölüm en uzun olanı. İlk bölümde yaratılışla ilgili inanç ve simgeler, insanların kadın ve erkek olarak biçimlenmelerini oluşturan anlayışlar olarak tartışılıyor. Bedenin bakımı, cinsel ilişkiler, doğum ve çocuk yetiştirme ile ilgili tutum ve pratiklerde ifade edildiği biçimiyle cinsiyet ve doğurganlık anlayışları, ergenliği de içerecek biçimde ele alınıyor, böylece bütün bir döngü tekrarlanabiliyor. İkinci bölümde yaratılışa ilişkin simge ve anlamlar, namus anlayışı olarak bilinen tutum ve davranışlar bütününü gerektiren Akdeniz evlilik kavramını ele almak üzere kullanılıyor. Bireyin, ailenin ve köyün hayatındaki en önemli olay olan düğün de ayrıntılı bir biçimde çözümleniyor. Üçüncü bölümde, yaratılışa ilişkin simge ve inançlar, köylülerin insanları birbirleriyle zaman (atalar) ve uzam (yakınlık ve uzaklık) içinde nasıl ilişkilendirdikleri ve bu zaman ve uzam ilişkilerinin duygusal ilişkiler ve güç ilişkileri yapısı içindeki ifadelerini aydınlatmak üzere kullanılıyor. Yaratılışa ilişkin bu simge ve anlamlar, yaşanan mekanın (evin, köyün, ulusun ve dün yanın), hanenin yeniden üretimindeki iş bölümünün ve milliyetçilik retoriğinin kavramsallaştırılmasında da içkin. Tüm bu konular dördüncü bölümde ele alınıyor. Beşinci bölüm, hayatın yaşandığı en geniş çerçeveyi yani lslamiyet'i tartışıyor. Yaratılışa ilişkin simge ve anlamlar, lslamiyet'in kozmolojik sisteminde kök salmıştır ve pek çok tören ve uygulamada örneklenir.
Kitabın birinci bölümünü tamamladım. Henüz giriş kısmında fark ettiğim gibi feminist bir bakış açısı hakim yazarda. Sosyal bilimlerin en zor tarafı bu bence, üzerinde çalışılan araştırmaya karşı objektif olmanız beklenir sizden. Objektifliği her ne kadar gerçekçi ve doğru bulmuyor olsam da öz düşüncenin bu kadar belirtilmediği bir çalışma okumayı tercih ederdim. Feminist biriyim ben, dahası artık acaba falan demeden feminist olduğuna karar vermiş biriyim. Buna rağmen yazarın bu tutumu beni çok rahatsız etti. Çünkü elime aldığım kitap bir feminizm kitabı değil. Bir antropoloji kitabı ve olanı olduğu şekiliyle öz fikirlerden uzak değerlendirmenin sosyal bilimler için daha doğru olduğunu düşündüğümü belirtecek cesareti buluyorum kendimde.
Tohum ve Toprak’tan bahsediyor Delaney. Tohum erkektir (baba) ve toprak kadındır (anne). Bakara suresinin 223. ayetini örnek vererek açıklıyor tohum ve toprak anlayışını. Ve şöyle aktarıyor düşüncelerini; Erkeğin tohum ektiği ve kadının da tıpkı bir tarla gibi ekildiği söylenir. Bazen bu görüşlerini meşrulaştırmak için Kuran'a başvururlar. Orada "Kadınlarınız sizin için ekilecek birer tarladır. Öyleyse onları dilediğiniz gibi ekin" (2. Sure: 223) yazar. Tanrı tarafından erkeklere verilen bu talimat, onları bir ben-sen ilişkisi içinde iletişim kurulabilecek özneler olarak kurar; kadınlar ise nesneleştirilerek dışlanırlar. Tanrı, erkeklerle kadınlar hakkında konuşur.
Daha önce o ayetin mealini okumuştum elbette. Tefsiri açıp okuma ihtiyacı da duydum. Her ne kadar dinime bağlı biri olsam da bu beni her zaman düşündüren ve hatta inciten bir durum. Genel olarak kadının yalnızca doğurup büyütmeye yarayan bir varlık olduğunu söylemiyor İslam. Kadına değer verdiğini biliyorum. Ancak bazı noktalarda bariz bir şekilde okuduğum bu gibi ayetler kadınları ikinci bir sınıfa düşürüyor gibi hissediyorum. Bu söylediklerim dine karşı yargı yahut eleştiri değil. Yalnızca bir genç olarak düşünüyorum. Her ne kadar içerisinde bulunduğum toplum düşünmenin ve sormanın her zaman hayra alamet olmadığını dikte etmeye çalışsalarda ben tabi olduğum dinin benden bunun aksini istiyor olduğunu biliyorum. Hz. Musa’ya inek hakkında sorulan soruları ve bu durumun Allah’a itaatsizlik olduğunu biliyorum. İçinde yaşadığım toplumda soru sorulunca verilen cevap bu kıssadır. Evet, İsrailoğulları sırf peygamberi oyalamak ve verilen emre uymamak için saçma sapan sorular sorup durmuşlardı. Ancak bu sorular bir arayış sorusu değildi. Dahası İbrahim Peygamber’de sorularıyla anlatılıyor kıssa da. Bir arayış timsali olarak düşünerek ve sorarak Rabbini bulmuştu.
Içerisinde bulunduğum bu düşüncelerin ve zihnimde oluşan soruların dinimle arama bir engel koymak yerine, beni dinime daha çok bağlanma ve kalbimi mutmain etme çabaları olduğunu biliyorum. Bir peygamber ile benim gibi basit bir kulu kıyaslamak doğru olmasa da kıssadan almam gereken hisseler olduğunun bilincindeyim. Ibrahim Peygamber düşünerek ayın, yıldızların ve güneşin Rabb olmayacağına karar vermişti. Üstelik Rabbini bulduğunda kalbinin mutmain olması için ondan yardım istemişti ve İbrahim Peygamberin Rabbi onun bu isteğini geri çevirmeyip yerine getirmişti. Bende kalbimde soru işaretleri ile dinin fiziksel buyruklarını yerine getirip tatminlikten uzak bir inanç içerisinde yaşamak yerine kalbimi tatmin etmek üzere düşünerek ve sorarak yürümek istiyorum hayat yolumda.
Carol Delaney, yıllar öncesinde benim memleketime gelerek oluşturduğu bu çalışması ile benim zihnime soru işaretleri bıraktı. Şimdi kitabın devamını büyük bir merakla okumaya devam ederken, kalbimden aldığım güç ile zihnimdeki soruları yanıtlamak için çalışacağım.