En Mutlu An


 Modern toplum tahayyülleri, okuduğum kitap buydu. Daha doğrusu okuyamadığım. Bir türlü odaklanamıyordum ve esneyip duruyordum. Yanımdaki kadın benim tarafımı yani cam tarafını gösterip burası neresi diye sordu. “OSM burası ama şimdi Haliliye ek bina olarak geçiyor.” dedim. 

“Haa herkes diyordu OSM diye, burası mı OSM? Ben bilmiyorum buralarda oturmuyorum, Suruç’ta oturuyorum ben. Ee okuma yazmam da yok, bakıyom bakıyom her buradan geçende de bir sürü insan var ama okuma olmayınca insan anlamıyor işte.” dedi. 

Henüz bir önceki gün metodoloji dersimizde dönem başından beri belirlediğim konu olan Türkiye’de kız çocuklarının erken evlendirilmelerinde ailelerinin etkileri nelerdir sorusu üzerine mülakat alıştırmaları yapmıştım. Tema sorularımdan biri ise, daha fazla okumuş olmayı ister miydiniz sorusuydu. Ablanın bu sözlerinden sonra hiç beklemeden sordum. “Daha fazla okumuş olmayı ister miydin abla?” diye. 

Tam olarakta beklediğim gibi acı bir tebessüm oluştu yüzünde. “İsterdim tabi, istemez miydim… Ama bizim vaktimiz böyle değildi işte. Kız çocukları gitmezdi okula neyim. Kardeşlerim de hiç gitmediler. Benim kocam da okuma yazma bilmez, çocukların hepsine de okuyun dedik ama hiç birinin gönlü yoktu. İki kız evlendi gitti, birini geçen hafta kardeşimin oğluyla nişanladık, bizim oğlan da on beş yaşında lise de ama öyle kendi kendine çantayı affedersin ama eşek gibi taşıyor. İnsan öğrenci olsa böyle mi olur, bir düzen kurar, gece saat bire kadar uyumamakta nedir, ödevi olur öğrencinin ama bunlar da o heves yok. En küçüğü de dokuz yaşında, üçüncü sınıfa gidiyor. O biraz biraz çalışıyor ama bakalım artık o ne yapacak?” 

Abla anlatacak birilerini bekliyormuşçasına anlatıyordu. Tabi benimde canıma minnet, dinlemeyi çok seviyorum sonuçta. “Kaç yaşında evlendin abla?” diye sordum.

“Ben evlenende on beştim ama o zamanlar normaldi bu. Eşim yirmi sekiz yaşındaydı. “Babası onlar küçükken ölmüş, o da evin en büyüğü diye kardeşlerini yetiştirmiş sonra evlenmiş, benle evlendi yani.” dedikten sonra bir an gülümsedi. 

“Kızlarını kaç yaşında evlendirdin?”

“Kızlar on sekiz, on dokuzdu evlendiler. Şimdi nişanlanan da on yedi yaşında ama daha vakitleri var. Gerçi o da ayrı dert. Kızım kalk pilav yap diyorum, ben ne bileyim diyorum. Yarın öbür gün evlenip kendi evinde de böyle mi yapacak, tüm gün o telefona kafalarını gömmüşler. Lisedeki oğlanda öyle. Milletin çocuğu interneti nasıl hoş kullanıyor birde bizimkilere bak işte.” Ablanın içi şişmişti adeta. Aslında okumak içinde ukde olarak kalmıştı ve okumayı asla umursamayan çocuklara sahipti. Kendi hayatı ve çocukları hayatının arasındaki çelişkiye şaşırıyordu. Okuma yazma kurslarına gitme konusunda da konuştuk, çok istiyordu okumayı ama bu yaştan sonra kafa almaz diye türlü türlü bahaneler sıraladı. En sonunda kendisi de kabul etti ki asıl sorun Suruç gibi küçük yerde onun bunun diline düşmek istemiyordu. Torun torba sahibi kadın kalkıp okula mı gidecekti çocuk gibi. 

Doğru bir an bulup sorumu sordum kendisine, “Abla, hayatın boyunca yaşadığın en mutlu anın neydi?” diye.

“Mutluluk çocuklarımdır.” dedi. Her ne kadar son derece şikayetçi ve yorulmuş olsa da mutluluk denilince ilk cevabı evlatları olmuştu. Birçok annenin aynı cevabı verdiğini söyledim. “E ne olacaktı ki kızım? Hayatımızı çocukların önlerine seriyoruz, en büyük mutlulukta onlardır işte.” dedi. 

Yol uzundu, ablanın da konuşacağı çok şey vardı. Bol bol konuştuk, daha doğrusu ben sordum abla cevapladı ve ben dinledim. Ablanın ela gözleriyle muhatap olup sohbetine ortak olmakta oldukça güzeldi. 


07.05.23