Betül'e Mektuplarım - Hatice'ye Dair
Sevgili Betül,
Öyle derin bir acı hissediyorum ki, bunu bağırmak ve herkese pişmanlığımı anlatmak istiyorum. Bu sabah seninle WhatsApp üzerinden konuşsak da bahsetmeye dilim varmadı. Yüreğimde taşıdığım bu acıyı kelimelere dökmekte zorlanıyorum.
Dün gece saat 2'ye kadar uyuyamadım. Son günlerde yatsı ezanını zor bekleyip hemen yatıyorum ama dün farklıydı. Hissettiğim ağrı sadece öksürükten kaynaklanan göğüs ağrısı değildi. Ölüm geldi aklıma. Aylar önce odamda midem sancılanırken hissettiğim o acılar beynimde yankılandı. "Ölümü hissediyorum, Adile," dedim kendime. Ama mesele ben değildim. Ağlamak istiyordum ve öyle de yaptım. Gece boyunca ağladım. Sabah namazına kalkmakta zorlandım. Göğsümdeki ağrı ayağa kalkmama bile izin vermiyordu. Abdest alırken ellerim titriyordu. Sabah uyandığımda hâlâ vücudumun acıyla dolu olduğunu hissedince büyük bir bıkkınlık çöktü üzerime. Aylardır sağlık sorunlarıyla boğuşmaktan yorulduğumu düşündüm.
Kahvaltıdan önce kortizon için sağlık ocağına gittik. Öksürük krizlerim yine peşimi bırakmıyordu. Eve döndüğümde Yusuf’un solgun yüzüyle karşılaştım. Anneme, "Hatice Abla nasıl?" diye soruyordu. "Hatice Abla kim?" diye sordum. Ömer’in ablası, İdris Amca’nın kızıymış. Meğer Hatice Didar’dan bahsediyormuş, 2018’de tanıştığımız eski bir komşumuz.
Hatice kanserdi. Tanıştığımızda teşhisi henüz bir yıl olmuştu. Babası Urfa’da bir hastanenin başhekimiydi. Sonrasında İstanbul’a taşındılar. Hatice zaten İstanbul Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler okuyordu ama hastalığı nedeniyle ara vermişti. Sonra canı sıkılınca Bilim Tarihi bölümüne geçti. "Öylesine, kendime eğlence olsun diye gidip geliyorum," demişti bir keresinde. Aslında severdi böyle şeyleri. Sosyoloji okumaya karar verdiğimde bana destek olan nadir insanlardandı.
Sabahtan beri aklımda Hatice ve ona dair anılar dönüp duruyor. o iyi bir arkadaştı Betül. Onu çok özlediğimi ve mutfak masasının etrafında kahkahalar atarak vakit geçirdiğimiz günlerin ne kadar kıymetli olduğunu fark ettim. Hatice, ergenlik zamanlarımın tanıklarından biri. Evde tek olmaktan sıkılır günün çokça vaktini bizde geçirirdi. Annemin yaptığı mercimek köftesi ve çiğ köftesine bayılır, annemde o istedikçe yapardı. Çok güzel kahve yapardı Hatice. Bazen annesiyle evde 4 fincan kahve yapar öyle çıkarlardı bize. Bir akşam onlar bizdeyken meyve hazırlayacaktım. Tabaklara nar ekleyecektim ki, annesi Rukiye Abla narları görünce beni uyarmıştı, Hatice’ye yasak diye. Hatice bize geldiğinde başkası da olsa nar çıkarmazdım. Nar sosuna da bayılırdı. Domateste yiyemezdi pek. O olduğu zamanlarda domatesi sofradan uzak tutardık, evimizin bir parçası olmuştu. Bitter çikolatayı da çok severdi mesela. Bir gün birlikte dışarıdayken bakkala uğramıştık, orada Cinoları görünce ikimizde maziyi hatırlamıştık. Hatice’nin de sevdiğini anlayınca Cino aldım ama sonra çok pişman olmuştum çünkü yiyemeyecek olduğunu unutmuştum.
Geçen günlerde aklıma gelmişti Hatice ama aramadım. Bugün saat 07.02’de Hatice durum paylaşmış. Havva görmüş, annemi aramış. Biz sağlık ocağına gittiğimiz sıra annem Havva ile konuşmuş. Yusuf’ta Hatice ismini duyunca onunla konuşuyor sanmış. Meğer durumu paylaşan Hatice değil, Muhammed’miş. Hatice’nin kardeşi. Benden bir yaş falan büyüktü Muhammed. Değerli ablam Hatice … … vefat etmiştir, diye cenaze bilgilerini yazıp altına da Kardeşi Muhammed … … diye not düşmüş. Hayatı boyunca yazıp yazabileceği en zor paragraf olmalı. Hatice kemoterapi görünce saçları dökülmüş haliyle, büyük küçük dört kardeşi de saçlarını kazıtmıştı onunla birlikte. Ben Hatice ile tanıştığımda az biraz uzamaya başlamıştı artık. Hatta bi ara maviye boyamıştı saçlarını. Mavi rengini seviyordu Hatice. Bir şalı vardı mavi, daima onu takardı dışarı çıktığı vakit. Beyaz ve üstünde mor çiçekler olan oyalı bir yazması vardı. Pijamalarıyla yukarı bize çıktığında o yazmayı başına atar, kışın mavi hırkasını sırtına alır da öyle gelirdi.
İngilizce öğrenmem gerektiğini Hatice sokmuştu aklıma. Kitap alışverişi yapardık. Hatta geçen sene kitaplıkta Akıllı Deliler kitabını görünce ona atmıştım fotosunu. Kitabın bizde kalmış, diye. Hediyem olsun, demişti. O zamanlar yazmayı sevdiğimi söylemekten çekinmezdim pek. Hatice de okurdu, hatta kendisi de karalardı bir şeyler. Amal isimli bir roman yazıyordum Betül. Hasta bir kız üzerinden anlatmak istediğim bir şeyler vardı, Hatice’ydi o kız.. Elbette Hatice’ye okutmamıştım, yalnızca anneme okutuyordum. Bayağı da yazmıştım aslında ama yarım kalmıştı. Yıllardan beri dosyayı açmadım diye hatırlıyorum. Şimdi de elim gitmiyor. Hatice ismini çok severim Betül. İçindeki i harfini bi miktar uzatınca çok hoş oluyor tınısı.
Azra doğduğu zaman, birlikte gidelim demişti. Ay harika olur, demiştim. Seni yeğenimle tanıştıracağım, diye eklemiştim. Ablamla aynı yaştalardı, onlarında arasında da vardı bi arkadaşlık. Azra’yı ziyaretten dönerken bak bi şarkı var çok hoşuma gidiyor dilime takılmış diye bahsedip, Ay Tenli Kadın’ı açmıştı. Ufuk Beydemir’i severdi. Amok şimdi açık kulağımda. Tesadüf mü şu anda Amok’un açılmış olması. Hatice ile dinlediğimizi hatırlıyorum. Ya o bana önermişti ya da ben ona.. Kedileri de çok severdi. Hatta senin kedi ile kafede çekilmiş bir profilin vardı ya, o foto bana Hatice’yi anımsatıyordu. Ne zaman bir kedi görsek hemen eğilir, sever, okşardı…" Onun da kedi ile bankta çekilmiş hoş bir fotosu vardı.
Zaman ne çabuk geçiyor Betül. Dedim ya aklımdaydı, arayacaktım ama aramadım kaldı işte. İçimde duyduğum pişmanlığı tarif edemem galiba.
Betül, dün gece kendime ölümü hissediyorum dediğimde bazen olur insanın içi daralır diye geçiştirmeye çalıştım. Sabah bir haber alacağımı sanmıyordum. Dün o saatte Hatice nasıldı diye düşünüyorum. Hatice’yi neden bunca zamandır hiç aramadım diye kızıyorum kendime. Rukiye Abla’ların evi nasıldır şimdi diye düşünüyorum. Hatice evin değerlisiydi. Yani Muhammed öylesine yazmadı değerli ablam diye. Değersiz biri var mıdır diye sorma, bilmiyorum ama Hatice gerçekten değerliydi.
Sevgilerimle
adile
