Son Ada Odağında Bugünümüz
Son Ada kitabını Yusuf’a almıştım yıllar önce. Okudu mu, bilmiyorum. Şöyle akıcı bir roman ararken Zülfü Livaneli’yi hiç okumadığımı fark edip elime almıştım kitabı ve neredeyse başımı kaldırmadan bitirmiştim. En başta söylemeliyim ki, bu kitap bana George Orwell’ın Hayvan Çiftliği romanını anımsattı. Her şey azar azar ilerlerken kaosa ulaşma serüvenini anlatıyor her ikisi de.
Nerede olduğu bilinmez, bambaşka bir yerde yolu kesişmiş olan insanlar bir adada huzur içinde yaşarmış diye anlatılacak masalsı bir hayat kurmuş Son Ada’da ki insanlar. Kimisi emekli olunca şehirden, ülkenin kaosundan kaçmak istemiş. Kimisi zaten kendini bildi bileli buradaymış. Kimisi de ülkede aranan siyasi suçluymuş ve firar etmiş. Gel zaman git zaman bu cennet gibi tasvir edilen Son Ada’nın başkanı martılardan rahatsız olmaya başlamış. Belli bir bölgedeki ağaçları kesmenin en doğrusu olduğu fikrindeymiş, derken yetmemiş martıları öldürtmeye başlamış. 183 sayfalık kitapta cennet gibi yer bir kaos ortamına, Son Ada’nın dışında kalan diğer dünyaya dönüşmeye başlamış ve bunu canıyla ödeyen kişi de bakkalın küçük oğlu olmuş.
Peki, yıllar önce okuduğum bu romanın ne önemi var bugün? O zamanlar kitabın sistem eleştirisi yapıyor olduğunun elbette farkındaydım. Ancak mübalağa sanatına bolca başvurulduğunu düşünüyordum. Bugün Ağustos 2024 tarihinde dünya gündeminde #boycotturkey etiketi ve içindeki tweetler ile karşılaştım. Aslında az çok haberim olsa da şu yasa neymiş diye bi okumamıştım dahi. Hayvan hakları aktivistlerinin abartıları olduğunu sanıyordum. Sonuçta Son Ada’da öldürülen martılar bugün gerçek dünyamızda öldürülen köpekler olarak dönüşmüş olamazdı öyle değil mi? Gerçekten öyleymiş ama doğruyu söyleyeyim hayret edemedim. Son on aydır yalnızca 797 kilometre uzağımda bir soykırım yaşanıyor. Evler, okullar, HASTAHANELER bombalanıyor ve suçlular yargılanmak yerine alkışa tutuluyor ve biz diğerleri olarak yalnızca izliyoruz. Ne dersiniz, seyirci olmanın bedelini ödemez miyiz?