Betül'e Mektuplarım - Bu Sabah'tan


Merhaba Betül,

 Sana sabahın ilk saatlerinden yazıyorum. Daha önce bu vakitlerde yazmamıştım sana, bu bir ilk. Doğrusu uzun zamandır sabahları yazmamıştım. 

Bugün sabah namazına biraz geç kalktık. Uyumaya gitmeden önce tan yerinin ağardığını gördüm ve vazgeçtim uykudan. Uzun zaman olmuştu kendimi günün bu saatlerinden mahrum bırakalı. En son ne zaman bu saatleri kendime ayırarak geçirdim diye düşününce, 17-18’li yaşlarıma kadar gittim… Betül, sabahları neredeyse hiç uyumazdım. Doğu’ya karşı oturur, güneşin yükselişini izlerdim. Sonra henüz gün tam aydınlanmamışken metrelerce bisiklet sürer veya yürürdüm. Bunu hasretle hatırladığımı fark edince, yaşlanmışsın adile derken buldum kendimi:) Sonra abarttığımı kabul ettim. Elbette bazen çiçek açıp, bazen solacağız. Bu yıl çok fazla soldum Betül, hastalıklar şu, bu derken çok değiştim, çok şey değişti. Bu değişim korkutuyor beni. Bir daha o eski halime ulaşamayacağımı hissediyorum. Çok mu harikaydı o eski halim? Elbette değil ama bugün farklı birine dönüştüğümü hissediyorum. Yabancı biri ile tanışmak heyecan verici olduğu kadar streslidir de benim için. 

Eskiden bu saatte kalktığımda, gün aydınlanınca okuyacağım bir kitabı yahut yazacağım defteri alırdım elime. Şimdi Mac dizlerimde ve ellerim klavyede geziniyor. Değişim Betül, sahiden hayatın vazgeçilmez bir parçası…

Sabahın kokusunu biliyor musun? Temiz, henüz kirlenmemiş berrak bir koku… Sanki her sabah yeniden temizleniyorda, insanlar akşama dek tekrar kirletiyor gibi. Elbette çocukluğumdan hatırımda kalan o gün doğumu kokusuyla bir değil. Dedemlerde uyanmayı çok severdim, çam ağaçlarının çiğ düşmüş kokularına güllerin birbirinden farklı nahif kokuları ekleniyordu sanki… Çok yıl geçti o bahçede uyanmalı. 

Sabahın serinliğine ne demeli? Sanki ince ama çok ince bir rüzgar incitmeden dolanıyor da sarmalıyor insanı. Sıcak memleket insanı olunca serinliğe tav oluyor insan. Ankara’da bu serinlikten ziyade ayaz ile karşılıyor sabahlar. Belki Mersin’den hatırlarsın. Tatlı kokan serinlikten bahsediyorum Betül. Dahası bu sabah ince bir rüzgarda var. Yaprakların birbiriyle selamlaştığı o sesi duyabiliyorum. 

Karıncalar çoktan iş başına geçmiş bile. Sabahın bereketine uygun bir çalışkanlıkla dolanıyorlar. Karıncaları seviyorum Betül. Hatta en sevdiğim hayvanlardır diyebilirim. Karıncalar düzenin, birliğin, çalışkanlığın temsili. Biz insanların onlardan öğrenmesi gereken çok şey var. Birde evlerin üzerinde sürü halinde geçen güvercinler… Biliyorum, her sabah kuzeye doğru ufak bir yolculuğa çıkıyorlar. İkindi vaktinde, henüz gün batmadan gerisin geri güneye dönüyorlar. Güneye yolculuklarını izliyorum da, kuzeye gidişlerini izlemeyeli olmuş bayağı. 

Kısacası Betül, bugün uykumdan feragat edip bir kaç saat hediye ettim kendime. Sanma ki masalsı bir ormanda sabahın huzurlu sessizliği içerisindeyim. Aslında çok fazla da pürüz var. Arba sesleri dahası yakınımızdaki ana yoldan geçen kamyon sesleri, komuşunun tavuklarının gürültüsü ve Azra’nın kedisinin yaramazlıkları. Tabi birde alışkın olmadığım için sürekli esnerken, gözlerimin kapanıyor olması da cabası. Ama olsun, bir kaç saat bu serinliğin içerisinde sabahın kokusunu içime çekerken gün doğumunu izlemek kendime uzun zamandır vermediğim hediyelerin en güzeliydi. 

Sevgilerimle 

adile