to her - VI
Anne ve Babamı Anladığım Yaştayım
Bu cümle günlerdir zihnimde yankılanıyor. Kaç yaşımda olduğumdan alakasız, büyüdüğümü fark ediyorum. Sana uzun zamandır yazmadığım için anlatmayı kaçırdığım çok şey var. Mesela gece gündüz hemhal olduğum bir işim var. Artık bir genç yetişkin olarak hayatımın bir kısmını çalıştığım alana saklıyorum. Daha önce ufak tefek işlerim olmuştu ama şimdi gerçek bir işin içindeyim. Gerçi detayları öğrendiğinde beni yargılayacağın noktalar var, biliyorum. Yine de bu çalışma koşullarını ve koşuşturmacasını seviyorum. Tek sorun her şeyi mükemmel yapmaya çalışıyorum, bu yüzden sürekli bir yetersizlik duygusu ile baş etmeye çalışıyorum. Oysa üstlerimden aldığım bakışlar ve yorumlar tam tersi bir memnuniyete sahip. Belki de bu mükemmel olma çabası, kadın olduğum için kendimi hep bir adım fazla ispat etme zorunluluğu hissetmemden. Hayatımda hep bu şekilde yol aldım sanırım, emin değilim. Bildiğim tek şey, çalışmayı eve taşımıyorum; çalıştığım ortamı ev olarak kabulleniyorum. Belki de bu yüzden, benden on yaş küçük genç kızlarla bir arada olmak beni bu kadar düşündürüyor.
Benden on yaş küçük genç kızlarla bir aradayım. Onların arasındaki büyük kişiyim. Çoktan büyümüşler. Dünkü çocuklar, bugün karşımda genç yetişkin adayları olarak duruyorlar. Kendilerine ait fikirleri, duruşları ve düşünüşleri oluşmuş bile. Deneme yanılma ile ilerlemeye atılalı çok olmuş. Onlar büyürken hiç farkında değildim. Ben de büyümeyle meşguldüm; kendi büyüme telaşım içinde, diğerlerinin hangi ara büyüdüğünü görmemişim. Bazen doğum tarihleri ya da yaşları söz konusu olunca tekrar şaşıyorum. Zaman çok yavaş geçiyor gibiydi, halbuki ne kadar hızlı geçmiş.
Bugün ben artık dünün çocuklarının karşısında bir yetişkin olarak duruyorum. Bunun benim için ne demek olduğunu anlatabilir miyim bilemiyorum. Gerçi bu konuda abarttığımı düşünüp, beni anlama gereği duymayacaksın. Onlara karşı sorumluluklarım var. Beni izleyen, bana bakan gözler var artık. Peki ya ben nasıl büyüdüm diye düşünüyorum?
Bu soruyu düşününce, babamın dayımla olan münakaşası geliyor gözümün önüne. Yıllar önce, yine bir yaz gününde, çocuklar ve onları yormak üzerine bir konuları vardı. Babam, "Ağaç yaşken eğilir" diyordu. Dayım ise, "Eğilen ağaçtan hiçbir şey olmaz" diyordu. O zamanlar çok içerlemiştim; benim hakkımda, benim yanımda, eğilip büzülmekten konuşulmasına. Halbuki mesele eğilip büzülmekten değilmiş. Mesele şekil almak, gerekirse budanmakmış. Bugün duruma bakınca, dik durmamın ardında geçmişteki eğilmelerin olduğunu görüyorum. O eğilmelerin bir kısmı, kadın olarak büyürken yaşadıklarımdı.
Bu yeni nesil anne babaya kıyasla bizimkiler çok iyiymiş diye düşünüyorum. Çocuklarına iyi bir hayat vermek isterken işi karman çorman hale getiriyorlar. Her istediğini yapan, sınır koymayan, çocuğu üzülmesin diye her zorluğu onun yerine göğüsleyen bir ebeveynlik bu. Doğru olduğunu düşünmüyorum. Bence on dört yaşındaki bir çocuk artık kendi çantasını kendisi taşıyabilmeli. Mutfağın yerini bilmeli, aç kalınca en azından yumurta kırmayı bilmeli. Seni düşünüyorum da, bu konuda aynı fikirde değiliz muhtemelen. Düşünsene on dört, on yedi yaşındaki biri ne bir hayale, ne de bir amaca sahip. Öylesine vakit geçirmek için yaşıyor tüm günlerini. Onların çabası yok... Çok değil, sekiz on yılda bu kadar değişim yaşanması normal mi? En azından bu korkunç geliyordur sana da.
Onlara düşündükleri gibi olmadığını anlatmaya çalışıyorum, tam da bu anlarda sen aklıma geliyorsun. Onlara göre, kadınsan zaten başta kaybetmişsindir. Kabul, ben de bir zamanlar böyle düşünüyordum. Ama biz, o düşünceye karşı durabilecek bir şeyi, o çabayı, bir şekilde öğrendik. Şimdi bunu onlara anlatmaya çalışıyorum; kadın olmanın baştan kaybetmek olmadığını. Ve tam da bu anlarda sen aklıma geliyorsun.
Şimdi büyütülen bu yeni gençliğin velileriyle görüşürken kendi anne babamı düşünüyorum. Aramızdaki bu sekiz, on yıllık fark çok çok büyük. Yetiştirilme tarzlarımız çok farklı. On dört yaşındaki ben, onlardan çok daha büyüktüm sanki. Aynı sözleri annemden, anneannemden de duymuştum. On altı yaşında evlenen anneannemi düşününce ben hala çok küçük kalıyorum. Sanki büyümek, yaşla değil, hayatın sana yükledikleriyle ilgili.
Tam da bu yüzden, anne babamı anladığım yaştayım. Önceden ofladığım, kızdığım, istemediğim ne varsa şimdi görüyorum ki gerekliymiş. Belki dozu düşük olabilirdi ama net duruşları önemliydi. Artık eminim ki, o net duruş olmasaydı, bugün bana bakan bu genç kızların açılmakta olan gözleri karşısında böyle dik duramazdım.
.jpg)