Diken ve Karanfil: Soykırımın Gölgesinde Bir Halkın Hafızası
Bugünlerde elimdeki kitap sayesinde, Filistinli bir aileye konuk oldum. Ahmed'in anlattıklarını dinliyorum sanki; onunla büyüdüm, onunla üzüldüm, onunla direndim. 7 Ekim'in ardından adını sıkça duyduğumuz ve bu süreçte şehit olan Yahya İbrahim Sinvar'ın kaleme aldığı Diken ve Karanfil, çevirmenin tanımlamasıyla otobiyografik bir roman. Sinvar, kitaptaki olaylar roman karakterleri etrafında şekillense de ya bizzat yaşadıklarını ya da bizzat yaşayanlardan dinlediklerini yazmış. Yani bu kitap, bir kurgu değil; hafızanın, acının ve direnişin kaydı.
Bir Ev, Bir Halk
Baş kahraman Ahmed henüz 4 yaşındayken başlıyoruz hikayeye. Ahmed'in ailesi ve amcasının ailesi karşılıyor bizi. Baba ve amca kayıplar. Ailenin başında duran kişi dede. Amcanın şehit haberinin ardından ev bir olmaya başlıyor ve biz, bu evin çocuklarının kamptaki büyüme sürecine şahit oluyoruz.
Mahmud, Hasan'lar, Tenahi, Muhammed, Meryem, İbrahim, Ahmed... Her birisi ayrı bir duruşu, ayrı bir hayatı temsil ediyor. Karakterlerin yakın çevresinin de dahil edilmesiyle yoğun bir kadro var. Marksist düşünceye sahip olan da var, İslamcı olan da... Aynı evin içinde büyüyüp, şehit oğlu olmasına rağmen yerleşimcilere işbirlikçilik yapan da var. Hayatını direnişe adayan da var aralarında. Sinvar, son derece taraflı bir perspektifle, bir halkın içindeki çeşitliliği ve çelişkileri aktarıyor bu aile aracılığıyla. Çünkü Filistin, tek tip bir halk değil; ama ortak bir kaderi paylaşan bir halk.
Kitabı okurken kimi zaman gözlerim doldu, kimi zaman gülümsedim. Bir duygudan ötekine sürükledi. Elimden bırakmak hiç kolay olmadı. Özellikle de, İslam üniversitesinin kuşatılmasının ardından camilerden "Haydi Cihada, kızlarınız ve oğullarınız kuşatma altında" diye çağrı yapılınca Gazze halkının sokaklara döküldüğü o an tüylerim diken diken oldu adeta. O sahneyi okurken, bugün aynı sokakların bombalandığını, aynı halkın soykırıma uğradığını düşünmemek elde değil. Kitap, bugünü anlamanın anahtarını veriyor aslında: Direniş, bir anda doğmadı; kuşatma altında, kayıplarla, şehitlerle, kamplarda büyüyen çocuklarla şekillendi.
Kitabın roman dilinin eksik olduğunu eleştiren bazı görüşler var. Nedense hiç öyle gelmedi ilk başta bana. Kitabın dili ve akışı beni içine çekti. Zaman zaman ufak kesikler olsa da, göze batan bir hali yoktu açıkçası. Olsa dahi, İsrail hapishanelerinde yazılan bir kitap olduğu için anlatmak istediğine odaklandım. Ancak sonlara doğru gerçekten edebi eksikliği fark ediliyor. Hapishane koşullarında, kağıt ve kalemin bile bir direniş aracı olduğu bir yerde yazılmış bir metni, salon edebiyatının ölçütleriyle değerlendirmek ne kadar adil, tartışmaya dahi gerek olmamalı. Bu kitabın değeri, edebi mükemmelliğinde değil; bir halkın hafızasını, soykırımın gölgesinde ayakta tutmasında.
Diken ve Karanfil, Gazze'yi bombaların altında tanıyanlar için bir arka plan; yıllardır kuşatma altında yaşayan bir halkın nasıl direndiğini, nasıl ayakta kaldığını anlamak isteyenler için bir tanıklık. Şehit Sinvar'ın satırları, bugün soykırıma uğrayan bir halkın sesi. Bu sesi duymak, sadece bir kitap okumak değil; bir halkın hafızasına ortak olmak demek bence.
Bu kitaba dair unutulmaması gereken bir nokta var: Bu kitap, soykırım altında yaşayan bir halkı anlatıyor. Ve o halk, hâlâ yaşıyor, hâlâ direniyor, hâlâ anlatıyor.
.jpeg)
